Bismillâhirrahmânirrahîm.
Safer, kameri ayların ikincisinin adıdır. Resmi vesikalarla hususî mektuplarda ve takvimlerde "Saferu'l-hayr" şeklinde yazılır ve (s) rumuzuyla gösterilirdi. Bilindiği gibi kamer (ay)ın doğuş ve batışına tabi olan ay hesabına "kamerî aylar" denilmektedir ki şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîu'l-evvel, Rebîu'l-ahir, Cemaziye'l-evvel, Cemaziye'l-ahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. Bu hususta Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"Hakikatte ayların sayısı ALLAH katında, ALLAH'ın kitabında -ta gökler ve yeri yarattığı günden beri- on iki aydır. Onlardan dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır. O halde bilhassa bunlarda, o haram aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topyekûn harb ederlerse, siz de onlarla topyekûn harb ediniz. Bilin ki ALLAH, haramlardan, fenalıklardan sakınanlarla beraberdir." (Tevbe Sûresi: 36)
Ebû Bekre (R.A.)'den rivayete göre, Veda haccında okuduğu hutbesinde: Takvim düzeni açısından zaman, ALLAH'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki ilk durumuna dönmüştür. Artık sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü peşi peşinedir ki, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir. Bir de Cemaziye'l-âhir ile Şaban arasında yer alan Müdar'in Receb'idir." (Buhari, Tefsir (9) 8, Bed'ül'l-Halk: 2, Megazi: 77, Edahi: 5, Tevhid: 24, Müslim, Kasame: 29, Ebu Davud, Menasik: 67, Ahmet b. Hanbel, 4/37,73) buyuran Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz haram ayların: "Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb" ayları olduğunu belirtmiştir. Araplar daha İslâmiyet gelmeden önce Haram ay denilen bu ayları kutsal tanır ve bu aylarda savaştan, yağmacılıktan kaçınırlardı. Çünkü müşrik de olsalar, inanç ve yaşantılarında "Hak Din"den kalıntılar vardı. Haram aylara hürmet, Kâbe'yi tavaf etmek ve hac yapmak gibi. Tabii bütün bunlar da tahrif edilerek, aslından uzaklaştırarak yapıyorlardı. Aslında bütün batıl dinler, hep "Hak Din"den uzaklaşma neticesinde oluşmuşlardır. Hiçbir batıl din, birileri tarafından kurulmamıştır. Bu bakımdan dinimizi, olduğu gibi dosdoğru öğrenmek ve yaşamak mecburiyetindeyiz.
Araplar her yıl kendi adetlerine göre gelip hacceder, ALLAH'a iman ile putlara tapmayı birbirine karıştırıp içinden çıkılmaz garip bir inanç sistemi meydana getirirlerdi. Ama her şeye rağmen mal ve can güvenliği yoktu. Mekke'ye hac mevsiminde gelebilmek bile başlı başına bir problem idi. O yüzden kabile reisleri hac aylarından olan Zilkade ile Zilhicce'de bir de onu izleyen Muharrem'de savaşmayı kaldırırlar ve bu ayları hürmetli sayıp kesinlikle uyulmasında ısrarla dururlardı. Böylece uzak yerlerden hac için gelenler bu üç ayda hem ibadetlerini yerine getirirler, hem de güven içinde evlerine dönme imkanı bulurlardı.
Cahiliyye devrinde, birbiri ile çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız üç ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır geliyordu. Onun için Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.)'dan beri devam ede gelen bu tertibi canlarının istediği gibi bozmaya, mesela Muharrem ayındaki haramlığı Safer ayına çevirmeye, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar ve hadis-i şeriflerde de belirtildiği üzere: "Muharrem ayını Safer diye isimlendirerek", (Bak. Buhari, Hacc: 34, Menakıbu'l-ensar: 26, Müslim, Hacc: 198, Ebu Davud, hacc: 80) Muharrem'i haram ayı olmaktan çıkarıyorlar, haram ayındaki yasakları işliyorlardı. Böylece, Muharrem'in haramlığını Safer ayına tehir ediyorlardı. Maksatları ardarda gelen üç haram ayı ikiye indirmek, üçüncüyü bir ay geriye bırakmaktı. Çünkü üç ay üst üste, savaşmak, yağmalamak ve öldürmek gibi alışkanlıklardan uzak kalmak onlara zor geliyordu. Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de: "Haram ayları ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. ALLAH'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helal kılmak için haram ayını bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Böylece onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. ALLAH kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe Sûresi: 37) buyurarak, onların bu nesi' tatbikatlarını "küfürde artış" olarak değerlendirmiştir. Bu hal hicretin 10.yılına kadar devam etti. Veda Haccında Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı.
Binaenaleyh, Safer ayının uğursuzluğu hakkında söylenenlerin asıl menşei işte bu cahiliyye devri davranışlarıdır. Öyle ya! Bir adamın yurdunda ve ailesi yanında rahatça oturmasını ve dağda, bayırda serbestçe gezip-dolaşmasını değiştiren, şehirlileri gurbete çıkarıp bedevilerden bir kısmını savaşa gönderen, bir kısmını da sakınmaya, korunmaya, korkmaya mecbur eden bir ay; uğursuz sayılmaz da ne yapılır? İşte Arabistan çöllerinde meydana gelen bu hadiseler, Safer ayının "Saferu'l-hayr" diye vasıflandırılmasına rağmen uğursuz sayılmasına sebep olmuştur. (Geniş bilgi için bak. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 3/89-90)
Safer; ayrıca cahiliyye devri arablarının inandığı bir uğursuzluk çeşididir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bunu reddetmiştir. Ebû Hureyre (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Hastalığın, sahibinden bir başkasına kendi kendine sirâyeti yoktur, eşyâda uğursuzluk yoktur. Ükey ve baykuş ötmesinin te'sîri ve kötülüğü de yoktur. Safer ayında uğursuzluk yoktur. Bunlar Cahiliyet hurâfeleridir. Fakat ey mü'min! Sen cüzzâmlıdan, arslandan kaçar gibi kaç!" buyurdu. (Buhari, Tıp: 19)
Hadis-i şerifte geçen "Safer" iki şekilde te'vil edilmiştir. Birinci te'vile göre bundan maksat: "Safer ayı"dır. Yukarıda da izah edildiği gibi, Cahiliyyet devrinde Araplar Nesi' usûlüne göre, Muharrem ayının haram ay oluşunu Safer'e naklederlerdi. Ve bu sûretle Safer, haram aylardan sayılırdı. Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bunu da men edip: "Artık Safer ayı için hürmet yoktur!" buyurmuştur.
Asr-ı Saâdet'ten zamanımıza kadar devam edip gelen halk inanışına göre, bu ayda akdedilen nikahı devamsız sayarlar. Hatta halk arasında bu aya boş ayı derler. Çünkü "Safer" lûgatta boş demektir. Dilimizdeki Sıfır kelimesi de buradan gelir. Araplar bu ayda birbirlerine yağmada bulunurlar ve evlerini eşyadan hâli ve boş (Safer) bırakırlardı. Bu sebeple yağma ayına Safer denmiştir. İşte bu hadis-i şerif ile Safer ayının uğursuz kabul edilmesi men olunmuştur. Çünkü Safer ayının diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Diğer aylar zamanın bir dilimi olduğu gibi Safer ayı da zamanın bir dilimidir. Bu batıl akide cahil halk arasında yaşamakta ve Safer ayında nikah yapmanın uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Bu batıl inancı yıkmak için İslâm alimleri mücadele etmişler, hatta pek çok alim özellikle bu ayda nikah kıymışlardır. Buharî'nin bir rivayetine göre, Hz. Âişe (R.Anha) validemiz: Benim nikahım da, zifâfımda Safer ayında idi, buyurduklarına göre, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bu hurâfevi fikrin izâlesine fiilen de çalışmıştır. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 12/86) Bu bakımdan safer ayında evlenilmez, yoksa devam etmez; safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur v.b. inanışlar tamamen batıldır, hurafedir.
İmam Malik'e, hadis-i şerifte geçen: "La safere" sözünün manası soruldu da: Cahiliye halkı Safer ayını helâl aylardan sayarlardı. Sonradan onu bir sene helâl, bir sene de haram saymaya başladılar. Hz. Peygamber (S.A.V.)Efendimiz de onların bu âdetini kaldırmak için: "Böyle bir sene helâl, bir sene de haram sayılan bir Safer ayı yoktur" buyurdu, cevabını verdi. (Ebu Davud, Tıp: 24, No:3914)
İkinci te'vile göre Safer karında yaşayan bir takım kurtlardır. Câhiliyet devri itikatlarından biri de budur. Araplar karın boşluğunda yılana benzeyen bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini ısırıp öldürdüğüne inanırlardı. Hatta bunu uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı. Bunun, insan veya hayvan karnında bulunup, bulaşıcı bir hastalık olduğuna da inanırlardı.
Cahiliyyet devrinde bulaşıcı hastalıkların ilâhî bir te'sîre tâbi olmaksızın bizâtihi, yani kendi kendilerine sirâyet edip geçtiklerine inanılırdı. Halbuki her şeyde hakîkî müessir, ALLAH'ın irâdesidir. Bu irâde de hastalıkların geçmesinde bir takım sebepleri vasıta kılar. Bunlardan biri, hasta olan kimselerle temâstır. Hadisteki "Cüzzâmlıdan kaç!" emri, hastalığın başkasına geçme sebeplerinden birini en açık şekilde belirtmiştir.
İşte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, "Yok" diye buyurmakla her iki manaya gelen Safer'in batıl ve asılsız olduğunu belirtmektedir. Hadis-i şerifte işaret buyrulan cahiliyye devrinin diğer batıl inançlarından bazıları:
a- Tıyere: Bir yolcunun sefere çıktığı sırada önünden bir kuşun uçması uğursuzluk sayılırdı ve böyle bir durumla karşılaşan yolcu yolculuğundan vazgeçerdi.
b- Hâme: Hâme, baykuştur. Bu kuşun bir evin üzerine konup da ötmesinin uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Bugün bile cahil halk arasında böyle bir endişe vardır.
c- GûI: Cahiliyye Araplarının inancına göre Gûl, tenha ve ıssız çöllerde insana değişik suretlerde görünerek yolunu şaşırtır, sonunda onu helâk eder. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bunların aslının olmadığını, cehalet devri Araplarının batıl inançları arasında yer aldığını bildirmiş ve bunlara itibar edilmemesini öğütlemiştir.
Binaenaleyh, Davud-u Antakî'nin, Tezkire isimli eserinde yazılı olan şu hususlar kesinlikle doğru değildir: "Gökten inen bütün belâlar Safer ayının son çarşambasında iner. Bundan dolayı o gün insanlar üzerine çok zor gelir, işte o gün selâm ayetlerini okuyan, bir daha seneye kadar selâmette olur. Safer ayı namazı: Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi gece yarısından sonra, yeryüzüne nazil olacak, inecek belâlardan biiznil-lahi Teâlâ muhafaza olmak için sabah namazından evvel dört rekat nafile namaz kılıp birinci rek'at da Fatiha'dan sonra on yedi Kevser sûresi, ikinci rek'at da Fatiha'dan sonra beş ihlâs-ı şerif, üçüncüde Fatihadan sonra bir Felâk sûresi dördüncüde bir Nas sûresi okuyup selâm verilip dua edilecektir. Keza Safer ayının son çarşambasının gecesi veya gündüzü iki rek'at namaz kılıp birinci ve ikinci rek'at da Fatiha'dan sonra on bir ihlas-ı şerif okunacak, namazdan sonra yedi defa istiğfar edip el kaldırıp on bir defa Salât-ı Münciye okunacaktır."
Evet bu bilgilerin kaynağını bulmak, mümkün olmamıştır. Yukarıdaki ayet-i kerime ve hadis-i şerifler bu inancı kesinlikle reddetmektedir. Aslı yoktur. Hurafedir.
Safer ayının; bazı felâketlerin sıklaştığı bir zaman dilimi, binaenaleyh uğursuz bir ay olduğu hakkında:
"Bundan dolayı biz de, dünya hayatında zillet azabını kendilerine tattırmamız için, uğursuz uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü, kavurucu soğuk bir rüzgâr, kasırga, fırtına gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok horlayıcı, daha çok rezil rüsvay edicidir. Onlara hiç bir şekilde yardım da edilmez." (Fussilet sûresi: 16)
"Gerçekten biz haklarında uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde onların üstüne çok gürültülü, kavurucu soğuk bir rüzgâr, kasırga, fırtına gönderdik." (Kamer sûresi: 19) Ayet-i kerimeleri delil olarak ileri sürülmektedir. Halbuki:
a- Bu iki ayet-i kerime; ibret alınması için, Hûd (A.S.)'ı yalanlayan Âd kavminin nasıl helâk edildiğini bildirmektedir. Ayet-i kerimede geçen: "... uğursuz uğursuz günlerde...;... uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde..." ifadeleri, tamamen Âd kavmi ile alakalıdır. Bütün tefsirlerde: "lafz-ı şeriflerinden sonra "aleyhim= uğursuzluk onlara" kaydı bulunmaktadır. "Uğursuz günler" gönderilen şiddetli fırtınanın ardı arası kesilmeden devam ettiği ve bu yüzden kavmin helâk olduğu günlerdir. Yoksa bizzat günlerin kendisinde uğursuzluk diye bir şey yoktur. Ayrıca uğursuzluğu, onların helak olmaları ile son bulmadı da, kıyamete kadar kabirde azab gördüler. (Bak. Nesefî, Tefsir, 4/91,203; Kazî Beyzavî, Tefsir, 2/447; Kurtubî, Tefsir, 17/135; Alûsî, Ruhu'l-Meânî, l5/139; Rûhu'l-beyan, 9/274; İbn-i Kesîr, Tefsir, Elmalı'lı M.Ham-di Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 7/4643)
Dolayısıyla bazı müneccimlerin zannettiği gibi o uğursuzluk, günün kendisi ile ilgili değildir. Yani o gün, herkes ve her şey için uğursuz olmayıp, sadece onlar hakkında uğursuz olmuştur.
Müneccimler buradan bazı günlerin uğursuz olduğuna delil getirmişlerdir. Fakat Kelâm uleması demişlerdir ki, günlerin "uğurluluk" ve "uğursuz"lukla nitelenmeleri zatî değil, izafîdir. Yani gün bir adama göre uğursuz, diğer bir adama göre de uğurlu olabilir. Elem gören bir adam için uğursuz, nimet gören bir adam için uğurlu olur. Mesela bu günler Hûd (A.S.)'ı yalanlayan Âd kavmine, kâfirlere, bozgunculara uğursuz, fakat Hûd (A.S.)'a ve O'na iman edenlere rahmet günleri ve hayırlı olmuştur. Çünkü kafirlerden kurtulmuşlardır.
b- Kur'an-ı Kerim'de geçmiş peygamberlere ve milletlere dâir kıssalar mevcuttur. Kur'an-ı Kerim'deki bu kıssalardan maksat, geçmiş peygamberlerin ve milletlerin başına gelenlerden bir ibret dersi almamız kast olunmaktadır. Kur'an-ı Kerim hâdiselerin teferruatını değil, kendi gayesine uygun ve insanların müşterek dertleri olan yönlerini seçer, ibret alınacak ince noktaları vererek, hayatın tanzim etme yollarını gösterir. Sözün kısası, Kur'an-ı Kerim'deki kıssaların asıl gayesi ahlâki ve terbiyevi oluşudur.
Kur'ân-ı Kerîm'deki kıssaların tarihi gerçekleri yansıtan ibret levhaları olduğuna inanıp bunların sebepleri üzerinde düşünerek hayata müsbet yön vermek durumundayız. Çünkü bu kıssalarda kötü ve yanlış yoldakilerin de cezalandırıldığı bildirilip öğretilmiştir. Bu arada geçmiş Peygamberlerin ve toplumların başına gelenler anlatılmış ve sonunda hakkın galib geldiği açıklanmıştır. Yoksa ilgili kavimlere ait bu kıssaları, Fıkıh Usûlü ilmindeki "Şer'u men kablena=Geçmiş şeriatler" kısmına girdirip, buradan bize ait bağlayıcı, kesin hükümler çıkartmak mümkün değildir.
c- Ayet-i kerimede geçen: "...uğursuz uğursuz günlerde...;... uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde..." ifadeleri hakkında tefsirlerde denilir ki: Bu günler, Şubat'ın sonundan "Berdü'l-acûz = kocakarı soğuğu" denilen günleri idi. Şevval'in sonunda çarşambadan çarşambaya olduğu da rivayet edilmiştir. Safer ayı ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. (Alûsî, Ruhu'l-Meânî, l5/139; Rûhu'l-beyan,9/274; Elmalı'lı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 7/4643)
Bir de ayet-i kerimede geçen "Uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde..." ifadesinden genel manada her Çarşamba günü hakkında uğursuzluk söz konusu olduğu ileri sürülmekte ve şu hadis-i şerif de delil olarak gösterilmektedir:
"Çarşamba günü, uğursuzluğu sürekli olan bir gündür" (Taberani, el- Mu'cemu'l-Evsat ; 1/444, No: 801; Ebu Avane Müsned; Eyman: 12; No: 6022: 4/57; Deylemi, Firdevs, 5/532, No: 8997; Münavi, Feyzu'l-kadir; 1/64; İbn Adiyy, El-Kamil fi Zuafairrical; 1/387; İbn Hacer, Lisanü'l-Mizan; No: 8439 6/42; Acluni, Keşfül-Hafa; 1/ 12; İbn Hacer, Telhisul-Habir, 4/1590, No: 2133; Beyhaki, Sünen-i Kübra; Şehadat, 15/208, NO: 21248.)
Bu ise, kesinlikle doğru değildir. Çünkü gerek bu hadis-i şerif ve gerekse bu konuda rivayet edilen diğer bütün hadis-i şerifler, senedlerinde "metrûk, kezzab" raviler bulunması sebebi ile muhaddisler tarafından zayıf kabul edilmiştir, sahih olmadıkları vurgulanmıştır. (Taberani, el- Mu'cemu'l-Evsat ; 1/444, No: 801; Ahmed Sıdık el-Gamarî, el-Müdavî Şerhun li'il-Münavî, 1/23-29; İbn Arrak, Tenzihu'ş-şeria, 1/53-56, No: 19-24; İbnü'l-Cevzî, el-Mevzûat, Bab: 89, No: 917-919)
Hatta İbnü'l-Cevzî, uydurulmuş olduğunu belirtir. Zayıf hadisle itikadî konularda asla amel olunmaz. Sadece amellerin faziletleri konusunda, usûl kitaplarında belirtilen özel şartlarına bağlı olarak amel olunur.
Ayet-i kerimede geçen: "...uğursuz uğursuz günlerde...;... uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde..." ifadelerinin tamamen Hûd (A.S.)'ı yalanlayan Âd kavmine, kâfirlere, bozgunculara aid olduğunu yukarıda belirtmiştik. Dolayısıyla bu günler, Hûd (A.S.)'a ve O'na iman edenler ve salihler, iyiliğe çalışanlar için, mü'minler için her zaman rahmet günleri ve hayırlı olmuştur. Nitekim Cabir b. Abdullah (R.A.)'den rivayete göre: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Hendek savaşı sırasında Fetih Mescidinde kâfir ordularına karşı üç gün: Pazartesi, Salı ve Çarşamba günü beddua etmişti. Çarşamba günü iki namaz arasında, ikindiye yakın bedduası kabul oldu. Ayrıca Cabir b. Abdullah (R.A.): Her ne zaman, bana zulüm olan bir hadiseyle karşılaşsam, mutlaka o saati kollarım, bedduamı yaparım, kabul edildiğini anlarım, demiştir. (Buhari, Edebü'l-Müfred, 293; No: 725; Beyhaki, Şuabu'l-İman, Sıyam: No: 3874) İbn Abbas (R.A.) da: Hiçbir kavme Çarşamba günü dışında azap edilmemiştir, demiştir. (Kurtubî, el-Câmiu'l-Ahkâmi'l-Kur'an, 15/333, Âlûsi, Rûhu'l-Meânî, 13/173)
Bütün bunlar gösteriyor ki: Çarşamba günü zalimler, kâfirler için azab günüdür, amma mü'minler için kurtuluş günüdür. İyiliğe çalışanlar hakkında Çarşamba gününün bir uğursuzluğu söz konusu değildir. Nasıl olabilirki Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz:
"... ALLAH Teâlâ, nûru Çarşamba günü yaratmıştır..." buyurmuşlardır. (Müslim, Sıfetü'l-münafikın: 27, No: 2789, 4/2149)Bu sebeble ilim ehli, derslere Çarşamba günü başlamaya özen göstermişlerdir. Çünkü ilim bir nurdur. Çarşamba günü, ağaç dikmek de iyi görülmüştür. Çarşamba günü, zeval vaktinden sonra duaların kabul olacağı ifade edilmiştir. Alış-veriş dahil dinen meşrû her iş yapılabilir. Unutmayalım ki:
"Kula belâ gelmez ALLAH yazmadıkça,
ALLAH belâ yazmaz, kul azmadıkça.
ALLAH kuluna cezayı kul ile verir.
Din, irfan bilmeyen bunu kul etti sanır.
ALLAH emri olmayınca, sanki yaprak kıpranır."
H H H
Yiğit serden geçer, yardan geçmez derler,
Soylu, soysuzun elinden içmez derler.
Ne edersen onu bulursun dünyada;
"Arpa eken buğday biçmez" derler.
Cenab-ı Hak şöyle buyruyor:
"Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Sana gelen her fenalık da kendindendir. Seni ey Habibim! insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Buna hakkıyla şahit olarak ALLAH yeter." (18 Nisa sûresi: 79)
"Sizi çarpan her musibet, kendi ellerinizin ihtiyarınızın, kendi iradenizle seçiminizin işleyip kazandığı günahlar yüzündendir. Bununla beraber ALLAH, birçoğunu affeder de musibete uğratmaz. (19 Şûra sûresi: 30)
Yeter ki biz azmayalım. Evet fert ve millet olarak azmayalım. Yok azarsak, ALLAH korusun! Baştan sonra bir selâmet gecesi olan Kadir gecesinde bile belâ ve musîbetler yağabilir. Ya Rabbi! Sen bizleri muhafaza eyle. Amin. Ebu'l-Bahteri (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A. V.) Efendimiz:
"İnsanlar, günahları ve ayıpları çoğalmadıkça helâk olmayacaklardır," buyurdu. (Ebu Davud, Melâhim;17, No: 4347, A.b.Hanbel, 4/260, 5/293) Abdullah b. Mes'ûd (R.A.), bu hadis-i şerifi rivayet edince, kendisine: Bu nasıl olur? Diye sorulmuş. Abdullah b. Mes'ûd (R.A.): A'raf suresi, 5. Ayet-i kerimesini:
"Azabımız onlara geldiğinde çağırışları: "Biz gerçekten zalim kişilermişiz", demelerinden başka bir şey olmadı." Okumuştur. (Taberi, Tefsir, 8/120, İbn-i Kesir, Tefsir, 2/202) Teberrüken A'raf suresi, 1-10 ayet-i kerimelerini okuyalım:
1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd.
2. Bu Kur'ân-ı Kerim, O'nunla insanları uyarman, mü'minlere de bir öğüt olmak üzere sana indirilen bir kitaptır. Artık bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
3. Rabbinizden size indirilen Kur'ân-ı Kerim'e uyun. O'ndan başkasını veliler edinip de kendilerine uymayın, peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz, tutuyorsunuz!
4. Nice memleketler var ki biz onları helak ettik. Azabımız onlara gâh geceleyin gâh kaylüle ederler, öyle vakti uyurlar dinlenirlerken geldi, çattı.
ALLAH Teâlâ, Lût (A.S.)ın kavmini gece, Şuayb (A.S.)'ın kavmini de öğle vakti helak etmiştir.
5. Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, "Biz gerçekten zalim kişilermişiz" demelerinden başka bir şey olmadı.
6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
Ümmetlere peygamberlerine inanarak yolundan gidip gitmedikleri, peygamberlere de tebliğ vazifelerini yapıp yapmadıkları sorulacaktır.
7. Ve onlara olup bitenleri tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Çünkü biz, onlardan uzak değiliz.
8. O kıyamet gününde herkesin dünyada yapıp ettiğini tartmak da haktır. Artık kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar felaha, kurtuluşa erenlerdir
9. Kimin de sevap tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı zülüm, haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir.
10. Andolsun biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size birçok geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz
Mehmet Talü 26.02.2007
Bilinenin aksine bu ayda ve diğer aylarda herzaman fayda sağlacak dualar vardır:
Ayet-el Kûrsi:
Evden çıkarken ve eve girerken Ayet-el Kûrsi okunmalıdır: Evden çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. Bir kimse evinden çıkarken Ayet-el Kûrsi'yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiş Meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ederler.
Evden çıkarken üç kere: "BİSMİLLAHİ HASBİYALLAHİ LAİLAHE İLLA HÛ ALEYHİ TEVEKKELTÜ VE HÜVE RABBİL ARŞİL AZİYM" söylenmelidir.
Yine günlük olarak 100 kere "LA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM" denilmelidir. Günde 100 kere söyleyenden, en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeşit bela, musibet kaldırılır.
Ayrıca her zaman her gün mutlaka günde 100 kere salâvat getirmek lazımdır. Salâvat çok bela ve musibetleri çevirir, dünya ve Ahirette kurtuluşuna sebep olur.
ALLAH'u Teâlâ'yı devamlı zikretmek lazımdır. Zira ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmek en büyük ibadettir, belaları musibetleri çevirir. En efdal zikir "LA İLAHE İLLALLAH" dır.
Enes bin Mâlik'e RA Peygamberimizin SAV öğrettiği çok tesirli bir dua:
Bu duayı sabah (mümkünse güneş doğmadan) 3 kere ve akşam güneş battıktan hemen sonra okuyan, korkmaya tek layık olan yalnız ALLAH'tan C.C. korksun . Başta zalim devlet başkanı, şeytan, cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbiri ALLAH'ın C.C. izniyle hiçbir şekilde zarar veremez. Hz Osman'dan RA bildirildiğine göre ani belalardanda korunur. Ayrıca Zehir verilse tesir etmez ALLAH'ın izniyle(hergün okumak lazımdır):
"Bismillahillezi Lâ Yedurrü meâs mihi şey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves semiül âliym"
KUŞLUK NAMAZI VE KORUNMA (iki,dört,altı,sekiz yada oniki rekât kılınabilir):
-"Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmîd bir sadakadır, her bir tehlîl bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'ruf bir sadakadır. Nehy-i ani'l-münker de bir sadakadır. Bütün bunlara, kişinin kuşlukta kılacağı iki rek'at namaz kâfi gelir." Hadis-i Şerif / Müslim, Müsâfirîn 84, (720); Ebu Dâvud, Salât 301, (1286).
-"İnsanda üçyüz küsur mafsal vardır. Her bir maf sal için bir sadakada bulunması gerekir. Mescidde toprağa gömeceği bir balgam, yoldan bertaraf edeceği, bir engel... Bunları bulamazsa, kuşluk vakti kılacağı iki rek'at namaz!" Hadis-i Şerif / Ebu Dâvud, Edeb 172; (5242).
-ALLAH Teâlâ hazretleri buyurdu ki: "Ey Ademoğlu! Günün evvelinde benim için dört rek'at namaz kıl, ben de sana günün sonunu garantileyeyim. '' Hadis-i Şerif / Tirmizî, Salât 346, (475).
-"Kim kuşluğun bir çift (namaz)ına devam ederse, deniz köpüğü kadar çok da olsa, ALLAH günahlarını affeder." Hadis-i Şerif / Tirmizî, Salât 346, (476). (Sadaka Cehennem ateşine perdedir.)
ALLAH'u TEÂLÂ'yı (Celle Celalühü) ZİKRETMENİN ÖNEMİ VE ZİKRETMEMENİN TEHLİKELERİ !
(Çok önemlidir, çok dikkatle okuyunuz)
(kalplerimiz öldü mü? yoksa diri mi?)
( HER SIKINTINIZIN İLACINI AŞAĞIDA BULABİLİRSİNİZ !)
ALLAH'u Teâlâ'yı (Celle Celalühü) anmak (zikretmek)...
Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla,
"ALLAH'I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR." Ankebut/45
"Her kim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşr ederiz" Taha/124
"Siz Beni zikredin ki Ben'de sizi zikredeyim" Bakara/152
"O size nasıl hidayet etti ise sizde O'nu öylece zikredin" Bakara/198
Mevla (Celle Celalühü) Kur'an-ı Kerimde münafıkları zemmetmek üzere "Onlar pek az zikrederler" buyurdu. Nisa/142
"Zikrimle meşgul olup Ben'den istemeye vakit bulamayanlara isteyenlerden daha çok veririm." Hadis'i Kûdsi (Buhari)
"Sabah akşam ALLAH'ın C.C. adını dilinden düşürmemek, ALLAH C.C. yolunda düşman ile vuruşurken kılıç kırmak ve malı cömertçe dağıtmaktan daha faziletlidir" Hadis'i Şerif
"Zikretmeyenle zikredenin hali ölü ile dirinin hali gibidir." Rivayete göre ALLAH'ın C.C. adını ananlardan başka herkes susuzluk içinde dünyadan ayrılır.
"Günahlarından rücû edip ALLAH'ı C.C. zikirle yarışanlar yarışı kazanmışlardır, zikir onların günah yüklerini sırtlarından attı ve hafif olarak mahşer yerine geldiler." Hadis'i Şerif (Tirmizi, Ebû Hureyre'den)
Yüce ALLAH C.C. şöyle buyurur:"Beni andığı sürece,dudakları benim Adıma kıpırdadıkça, 'Ben' kulum ile birlikteyim."
Peygamberimiz'e (SAV) "En faziletli amel nedir?" diye sordular. "ALLAH'ı C.C. anan dilin kurumadan can vermendir" buyurdular.
"Gafiller arasında ALLAH'ı C.C. anan kimse, kuru otlar arasında yeşil otlar gibidir" Hadis'i Şerif
"Gafiller arasında ALLAH'ı C.C. anan kimse, cephe kaçakları arasındaki savaşçı gibidir" Hadis'i Şerif
"Zikrin Efdali LAİLAHEİLLALLAH (1 kere söylediğinde 4000 derece yükselirsin ve defterinden 4000 büyük günah silinir), duanın makbulü ELHAMDÜLİLLAH'dır" Hadis'i Şerif (Tirmizi)
Her zikri ALLAH'ın C.C. huzuruna Melekler yükseltir "LÂ İLAHE İLLALLAH" ise aracısız, engelsiz ve direk olarak ALLAH'ın C.C. huzuruna çıkar, ALLAH'ın huzurunda söyleyen kişinin mağfiret olunması için inler durur. "LÂ İLAHE İLLALLAH" ile ALLAH C.C. arasında perde yoktur. Cennet'in 8 kapısı üzerinde yazar. Yedi kat gökleri ve yerleri ve içindeki her şeyi ve yaratılmış her şeyi, terazinin bir kefesine koysanız bir kefesine "LÂ İLAHE İLLALLAH" Kelime-i Tevhid'ini koysanız, "LÂ İLAHE İLLALLAH" ağır gelir. Seksen senelik kafir'i bile bir kere kalp ve dille söylemesiyle tertemiz eder BİİZNİLLAH.
"ELHAMDÜLİLLAH demenin katlı mükafatı gibi hiçbir zikrin mükafatı olamaz" Hadis'i Şerif. Yer ile gök arasını doldurur. Bu hamd'de mizan'ı doldurur.
Günde 100 kere İhlâs Sûresi okuyana kâmil bir iman nasib olunur,1000 kere okuyanın öldüğünde cesedi çürümez.
Bir kere "SÜBHANALLAHİ VEL HAMDÜLİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHU VALLAHU EKBER" diyen kimse için cennette bir ağaç dikilir ki, bir atlı 500 sene gitse gölgesini bitiremez
Cuma Namazından hemen sonra dünya kelâmı konuşmadan 100 kere "SÜBHANALLAHİL AZİYM VE Bİ HAMDİHİ" diyen kimsenin 100 bin , anne ve babasının 24 bin günahı mağfiret olunur.
Neye sıkılırsanız sıkılın en sıkıntılı anınızda , ne kadar günahkâr olursanız olun Yunus A.S.'ın balığın karnında iken ettiği ve affedildiği şu duaya (Ayet'i Kerime'dir) devam edin. "Lâ İlahe illa ente Sübhâneke inni küntü minezzalimin" (Her sıkıntının def'i için)
Yatmadan Kâfirun Sûresini okuyan imanını şeytandan korumuş olur. (ALLAH'ın izniyle)
Kabir azabından korunmak için her gece yatsıdan sonra Mülk(Tebâreke) Sûresini okuyunuz. Okuduğu gün ölenin şehid olacağı rivayeti vardır.
Sabah ve akşam namazlarından sonra Haşr Sûresinin son üç ayetini okuyan, imanla göçer, o gün ölürse şehit gider, sabah okuyana akşama kadar, akşam okuyana sabaha kadar 70.000 melek istiğfar ederler
Farz namazın hemen arkasından "Ayet'el Kûrsi" okuyanın cennetle arasındaki tek engel ölümdür.(Hadisle bildirilmiştir.)
Yatsıdan sonra Tekâsür Sûresini okuyan kimse nimetlerden sorguya çekilmez. (BİİZNİLLAH)
Yatarken 3 kere "Estağfirullah el Aziym Ellezi La İlahe İllahü El Hayyel Kayyumu ve Etübü İleyh" diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa afvedilir. (tam bir pişmanlıkla söylenmeli)
Hergün 100 kere "Lâ İlahe İllallahü Vahdehu Lâ Şerikeleh Lehül Mülkü ve Lehül Hamdü ve Hüve Âlâ Külli Şey-ün Kadir" diyen kimse, 10 köle azad etmiş gibi olur, kendisine 100 sevap yazılır, yüz günahı silinir, o gün akşama kadar şeytanın şerrinden emin olur. Hiçbir kimse hiçbir ibadetle bu seviyeye ulaşamaz, ancak ondan daha fazla yapan müstesna. Hadis'i Şerif (Buhari, Müslim) Gezdiği sokakta bir kere söyleyenin bir milyon günahı bağışlanır, defterine bir milyon sevap yazılır ve kendisi için cennette bir köşk inşa edilir. Hadis'i Şerif (Ahmed İbn'i Hanbel)
"LAİLAHEİLLALLAH" bütün günahları mahveder, mizana konulmaz çünkü onun karşısında bir şey durmaz.1 kere sadakatle söylendiğinde, 4000 büyük günahı defterden sildirir ve 4000 derece yükseltir.
100 kere "ESTAĞFİRULLAH" diyenin 1000 günahı mahvolur. 2 şey helâk edicidir: Sonra ederim diye tevbeyi geciktirmek ve tevbe ederim diye günah işlemek. Doğru olan günah işlediğinde kalpte siyah leke oluşmadan tevbe etmektir. Tevbe çok önemlidir, (Ulema buyurur ki tevbeyi tehir edene tevbe nasib olmaz) günah unutkanlık yapar, kişi günah işlediğinde aklının bir parçası, geri dönmemek üzere gider.
Günde 100 kere "SÜBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ" diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa bağışlanır. 124.000 sevap yazılır. Bu kelime ALLAH'ın C.C. en sevdiği hamdlerden biridir. Dilde hafif mizanda ağırdır.
"ALLAH'u EKBER" ve "SÜBHANALLAH" yer ile gök arasını doldurur
Günde 100 kere "Lâ Hâvle ve Lâ Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Aziym" diyen kimsenin en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeşit bela ve musibet üzerinden kaldırılır. Efendimiz (SAV) bu kelime için cennet hazinelerinden bir definedir buyurmuştur.
Sabah namazına kalkamayan "Kevser" Sûresini okuyup, dua edip yatarsa ALLAH'ın C.C. izniyle kalkar
Şaban ayında bu duayı okuyana bin sene ibadet etmiş sevabı yazılır. Bin senelik günahı da olsa silinir. Kabrinden yüzü ayın ondördü gibi çıkar ve ALLAH C.C. indinde sıddık olarak yazılır. "Lailaheillalahu velâ ne'büdü illa iyyehü mühlisine lehüddine velev kerihel kâfirune"
Bu duayı sabah namazından sonra 3 kere okuyan akşama kadar ve akşam namazından sonra 3 kere okuyan sabaha kadar korunur. Bu duayı bu vakitlerde okuyan, korkmaya tek layık olan yalnız ALLAH'tan C.C. korksun . Başta zalim devlet başkanı , şeytan, cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbirinden korkmasın ALLAH'ın C.C. izniyle. Zehir verilse tesir etmez ALLAH'ın izniyle:
"Bismillahillezi Lâ Yedurrü meâs mihi şey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves semiül âliym"
Rivayete göre cennetin çorak olduğu insanların yaptığı amellerle ve zikirlerle cennetlerini imar ettikleri bildirilmiştir.Faideli zikir kalp huzuruyla kendini ve bütün fikriyatını ALLAH'a C.C.vererek yani kalbinde ALLAH'tan başkası (dünyalık, çoluk çocuk, eş v.s.) kalmadan yapılan zikirdir.
"Teheccüd" nafile namazlar içinde en kıymetli namazdır. Riya'dan uzaktır. (2 rekatta bir selam olmakla beraber, 2 rekattan 12 rekata kadar kılınabilir)
"Askerde ve cihâd'da kılınan namaz", sivildeki namazdan 2 milyon derece daha faziletlidir, "BEYTULLAH'da/Kabe'de kılınan namaz" , evinde kıldığın namazdan 100.000 kat faziletlidir. Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece faziletlidir.
Akşamla Yatsı arası 6 rekat Evvabin namazı kılana 12 sene ibadet sevabı verilir.(Son iki rekatı Hıfz-ı İman/imanı muhafaza namazıdır.) ALLAH'a dönenlerin namazıdır. Deniz köpüğü kadar günahı olsa afvedilir.
Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan 72 derece faziletlidir. (Cuma günü sarık sarana ALLAH (Celle Celalühü) ve Melekleri Sâlât ederler)
Evlinin namazı bekârın namazından 70 derece'den(bir rivayet 90 derece) daha faziletlidir.
Pazar günü öğle ile ikindi arası 4 rekat nafile namaz kılıp her rekatında Amerener-Rasulü okunursa, kılana yeryüzündeki hristiyanlar adedince sevap verilir.
İki rekât "İşrâk" namazı kılana bir Hac ve bir Umre sevabı vardır. (sabah kerâhât vakti geçtikten sonra 1-2 saat civarında kılınmalı)
Vücutta 300 yada daha fazla mafsal vardır.Bunlar için her gün sadaka verilmelidir. Bu sadakayı veremeyen (sabah kerâhât vakti geçtikten sonra ile öğlen kerâhat vakti girmeden arası) iki rekat "Kuşluk namazı" kıldı mı bu sadakaları vermiş olur. (İbadetin efdali az da olsa devamlı olanıdır)
Son nefeste imanı kurtarma duası: "Ya Hayyu Ya Kayyumu, Ya Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME inni es'elüke en tühyiye kalbi bi Nûri ma'rifetike ebeden, Ya ALLAH, Ya ALLAH, Ya ALLAH Celle Celâlüh" Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır...
Sabah ve akşam namazının farzında selâm'dan hemen sonra 10 kere "LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKELEH LEHÜL MÜLKÜ VE LEHÜL HAMDÜ YUHYİ VE YUMİT VE HÜVE HAYYUL LÂ YEMÜT BİYEDİHİL HAYR VE HÜVE ÂLA KÜLLİ ŞEY-İN KADİR" günahları tertemiz eder, akşama/sabaha kadar günah yazılmaz
PEYGAMBER EFENDİMİZE(SAV) SALAT'Ü SELAM VE FAZİLETLERİ:
Muhakkak ALLAH ve Melekleri, Peygamber üzerine salat ederler.Ey iman edenler,sizde ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.Ahzap/56
1 kere salavat getirene: ALLAH C.C. 10 kere salat eder. (Cebrail A.S. 10 salavat getirir)
"İnsanların bana en yakını bana en çok salavat getirenidir." Hadis'i Şerif(Tirmizi)
"Kişinin cimriliği için yanında anıldığım halde benim üzerime salavat getirmemesi kâfidir." Hadis'i Şerif(Nesei) "Bana getirilen Salavat sırat köprüsü üzerinde ışıktır." Hadis'i Şerif
"Cuma günü üzerime 100 kere salat'ü selâm getirenin 80 senelik günahı afvedilir." Hadis'i Şerif
"Adımın geçtiği yerde salavat getirmeyenin burnu sürtülsün." Hadis'i Şerif (Cebrail A.S.bu duaya amin dedi)
Üzerime 100 defa salavat getirene ALLAH C.C. 1000 defa Rahmet nazarıyla bakar Hadis-i Şerif
Cuma günü üzerime 100 defa salavat getiren kimse kıyamette öyle bir nur ile gelecek ki, eğer o nur bütün mahşer halkına taksim edilse hepsine yeterdir Hadis-i Şerif
Üzerime bir günde 1000 defa salavat getiren kimseye Cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez Hadis-i Şerif
Bir toplulukta oturupta bir kere bir salavat getirmeden kalkanlar leş sofrasından kalkmış gibi olur.
Peygamber Efendimiz'e Salât'u Selâm ALLAH'u Teala'yı Razı ve Hoşnud eder, şeytanı uzaklaştırır, belaları çevirir, sadakadır, Ahiret ve dünya kurtuluşuna vesiledir, Efendimiz'in (Sallallahüaleyhivesellem) Şefaatine vesiledir.
(Bu dökümanı ailenize okutun ve kopyalayıp dağıtın, Dağıttığınız kişi dökümandaki zikirlerden birini tekrar etse ona yazılan sevap kadar sizede var İNŞAALLAH. Siz ölseniz dahi o kişi zikretmeye devam ettiği sürece amel defteriniz açık kalarak sevap yazılmaya devam edilir.)
| < Önceki |
|---|







